1Yorum Dirensen yazdi Çarşamba, 10 Mart 2010 09:56
Harika bir yazı.. Kutluyorum..Umarım sol yanınız acımaz bundan böyle..sevgiyle kalın..
| ŞİMDİDEN VURUN BENİ |
|
|
|
| Yazar Güler Ataş | |
| Cuma, 05 Mart 2010 | |
|
Eskiden iki tür giysisi vardı insanların. Adamlık elbiseler eskimeden günlük olmazdı. Özene bezene bakılır, sık yıkanmaz gölgede havalandırılırdı. İnsanlar bu kadar yeni düşkünü ve doyumsuz değildi o zamanlar.
Kadınlar yazın basma, kışın pazen giyerdi. Bin emekle hırkalar kazaklar örer severek giyer giydirirlerdi. Erkekler yazın keten kışın yünlü şayak giyerlerdi. Mevsimler henüz yer değişmemiş Çernobil patlamamıştı daha. Çocukların yediği helâl giydiği haramdı o zamanlar. Bir de benim gibi, bütün kumaş türlerini gördüğünde ya da dokunduğunda tanıyan terziler vardı. Moda denen şey henüz kuşatmamştı insanların beden ölçülerini. O zamanlar elbiseler uydurulurdu insanların üstüne. Şimdilerde insanlar uyuyor içine girdikleri giysilere ve terzilerin bile öğrenemediği kumaş türlerine.
Eskiden bir sandığı olurdu kadınların. Erkekler herhangi bir dolapta bir raflık yer işgal ederlerdi. Çocuklar, en zor pijemalarını eskitirlerdi, sadece sokakta çocuktular çünkü. Üstelik çabuk büyüsünler diye babaları onları uykuda severdi. Belkide o yüzden sevmekten önce dövmeyi öğreniyordu dünya. Belki de o yüzden ‘ayı’ yavrusunu severken öldürüyordu. Belkide o yüzden savaşlar ‘barış için’ yapılıyordu. O savaşta; öldüğü için hiç çocuğu olma şansı olmayacak çocuklar, doğacak çocukları adına öldürülüyordu. Yaşasın insan neslinin tüketildiği dünya.
İki yüz yıla: iki dünya savaşı, Hiroşima, Afganistan, Irak, Halepçe, Filistin kan ve kin sığdırdık. Afrika da açlık, Filistin de katliam bizi hiç ilgilendirmezken, İsrali de Yahudi katliamı ilgilendirmedi. Bu yüzyılın en kötü yanı artık gardörob odalarımız var. Sokağa çıkarken seçilememiş giysiler yığını bırakıyoruz evlerimizde. Normal olarak unutuyoruz insanlığın büyük bölümünün aç ve çıplak dolaştığını.
Eskiden yaşayarak eskiyen sevgiler vardı. Giyilerek eskitilen adamlıklar gibiydiler. Günümüzde gardöbumuz kadar dolu kalbimizin askıları. Giyeceğimiz elbiselerde zorlanırken seveceğimiz kadın ve adamlarda zorlanmıyoruz. Her beden her yaş boy boy önümüzde. Hiç bir teziye sipariş vermeden o terzinin günler sonraki emeğinden çıkmıyorlar. Teknolojik kalabalık içinde zorlanmadan bir adam bir kadın alıp çıkıyoruz sitelerin freeshopflarından.
Anlık cazibeyle geldiğimiz evlerimizde üstümüzdekiler dolaba yanımızdaki kalbimizin askısına. Neden mi? Bir bün kendimizi hiç beğenmediğimizde açıp dolabın kağağını alıp kalbimizin askısından yeniden giyiverelim üstümüze diye. Maksat; kendimizi iyi hissettirsinler yeter. En önemlisi, unuttursunlar bize dokunmayan yılanın sinsi sesini.
Talihsiz bir kuşak yirmi birinci yüzyılın insanı. Farkında ya da değil ama onca badireyi atlattı, bizim payımıza da ekstadan üç darbe tek tip elbise faili meçhuller yargılı ya da yargısız infazlar, illegalizm ve bir kaç kimlik yapıştı üstümüze. Çok görmemeli kimlik karmaşası yaşıyorsak eğer. İnsanın huyu soyunun içtiği su’ dan gelirmiş. Marifet; insanlığın suyunu zehirlemeden yaşayatabilmekmiş.
Aslında üstümüze almamalıyız bütün bu olanları. Yüzyılın ve sistemin kabahatiydi silahların gölgesinde büyüyen çocuklar, kalbimizin askısında kullanılacağı günü bekleyen aşklar, eskiyi bile yenileyemeyen terzilik mesleği öldürülürken model model silah üretimi asla bizim suçumuz değildi.
Ben çok üstüme aldım yüzyılın yarım asrında yaptığım şakşakçılığı. Suçu olmayanlar üstüne almasın, bu yüzyıl niye bu kadar kötü geldi hepimize? Ben; yüz yılın yenisi, bir mesleğin eskisi, sustuğu için onay makinası, kim bilir kaç aşkın kalıntısı; Gökova körfezinde unutuyorum savaşları, sokak çatışmalarını, işsizliği açlığı, saklı silah ambarlarını. Er miş, ge-ne kon muş tabiki umurum da biraz da, bir sürü kardeşimin katili açığa çıkacaksa. Mesela; Veysel Güney’lerin mezarıları bulunacaksa umurumda. Ama biliyorum ki bu da akıllı adamların yeni senaryosu. Şimdilik taraf olmadan seyretmek lazım, nasıl olsa safralar birbirini karalar ve aklar.
Bu günlerde bir gardröbumun bile olmadığını unutuyorum. Ne dünyaya yeni bir elbise dikebiliyorum ne kendime. Büyük bir sabırla sınıyorum ellerimi, ne zaman kullanacak kalbime asılmış son askısını diye. Mesela dilimi de merak ediyorum daha ne kadar susacak bildiklerini. Ya midem? Bilmiyorum ki ne zaman kusacak bu iğrençliklerin üstüne.
O bir güne; zorunluyum ve suçluyum şimdiden vurun beni.
»
6 Yorum Var
1Yorum Dirensen yazdi Çarşamba, 10 Mart 2010 09:56 Harika bir yazı.. Kutluyorum..Umarım sol yanınız acımaz bundan böyle..sevgiyle kalın..
2Yorum MaviSU yazdi Cumartesi, 13 Mart 2010 22:00 HAYIR SUÇLU SEN DEĞİLSİN BİZLERİ BU DURUMA GETİRENLER..
YÜREĞİNE SAĞLİK GÜLER ABLA, ÇOK GÜZEL KALEM FAKAT BİR OKADAR YASANTILAR IMIZ KÖTÜ İNŞ. GELECEK YÜZ YILLARIMIZ BUNDAN DAHA KÖTÜ OLMAZ DAHA DUYARLI DAHA GERÇEKÇİ TOPLUM OLMAYI BASARIRIZ. EMEĞİNE SAĞLIK DİYORUM . SEVGİYLE BİZLERDEN ESİRGEME GÜZEL YÜREĞİNİ.. 3Yorum serpil yazdi Cumartesi, 27 Mart 2010 22:48 Cok guzel bir konu, duyarsızlık kurgusu insanda merak uyandırıyor, dusunduruyor.. Zevkle okudum, tesekkurler..
4Yorum mert yazdi Çarşamba, 07 Nisan 2010 09:50 Hazinli bir öykü gibi.... Kutlarım, anlatım çok güzel..
Ve dünya onların sırtından yer içer.. Hayatını yaşar.. Ama onları görünce burun kıvırır genelde.. Tebrikler. 5Yorum akinzayim yazdi Çarşamba, 07 Nisan 2010 21:20 "Bu günlerde bir gardröbumun bile olmadığını unutuyorum. Ne dünyaya yeni bir elbise dikebiliyorum ne kendime. Büyük bir sabırla sınıyorum ellerimi, ne zaman kullanacak kalbime asılmış son askısını diye. Mesela dilimi de merak ediyorum daha ne kadar susacak bildiklerini. Ya midem? Bilmiyorum ki ne zaman kusacak bu iğrençliklerin üstüne.
O bir güne; zorunluyum ve suçluyum şimdiden vurun beni. " aslında sırtımızda taiıdığımız giydiğimiz mi yaşadığımız mı,ama en güzel sözleri hayatın dikenlerinde örenler dikenler söler..dün gibi bugün gibi...son sözü hep yaşayanlar söylemeli...dilin yüreğin ve gülücüklerin eksilmesin,silifke den selamlar r [ 6Yorum Arda yazdi Cumartesi, 10 Nisan 2010 06:05 ''Eskiden yaşayarak eskiyen sevgiler vardı. Giyilerek eskitilen adamlıklar gibiydiler.''
İnce duyarlılıklarla başlayan ve biten,sevi'nin güzel yönleriyle bizi varlaştırdığını kanıtlayan bir yazı. Beğeniyle okudum. Kutluyorum. » Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir
Lütfen giris yapin veya üye olun!. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|