Umut Denizleri Şiir Sitesi

ÜYE GİRİŞİ

KİMLER SİTEDE

Misafir: 9
Üye: 1

Günün Sözü

"Kendi selameti için hürriyetten vazgeçmek isteyenler ne selameti, ne de hürriyeti hak etmişlerdir..."
FRANKLİN
Anasayfa
Şiir,isyan Ve Yaşam... PDF Yazdır E-posta
Yazar Murat Yanç   
Cuma, 18 Haziran 2010
         436861_o_9128.gif                     
   Toplumculuğu esas almayan, bireylerin iç bulantılarıyla sınırlanan ve herhangi bir mesaj verme kaygısının dışında kurulmaya çalışılan şiir akımı 68 haraketiyle birlikte çöpe atılmıştır.Ama şimdi dünyada işi olmayan,hiçci şiir akımı ne yazık ki yeniden hortlamıştır.Yeni tarzlar geliştirmek adına, güzel ve sosyalist gerçeklik adına ne varsa, ’’eski’’ ilan edilerek mahkum edilmek isteniyor. Şiir,halk tarafından anlaşılmayan, tarihsel ve sanatsal niteliklerden yalıtılmamış, bireyin iç karmaşasıyla bir harf oyunu kalabalığına dönüşmüş durumuna getirilmiştir... 
  
   Pir Sultan, Dadaloğlu, Karacaoğlan, Orhan Veli, Nazım Hikmet, Ahmed Arif’in üretimleri neden halk tarafından kolayca anlaşılmış ve kalıcı bir yer edinmiştir. Bence bunu iyi düşünmek gerekiyor.Şiir, öykü/kısa öykü estetik ve nitelikli olarak özenle seçilmiş söz dizimidir. İmgelerin etkili gücüyle yaratılsa da , tek başına imge her şey değildir şiirde..Sanat, estetik veya şiiri yeniden halkın uğraş alanına çekmek gerekiyor.Çünkü sanat-estetik-edebiyat, toplumu dönüştürme mücadelesinin araçlarından biridir. Her sanat yapıtı insanların kafasında bir etki bırakır. Bertholt Brecht Alman faşizmine karşı savaşımında bir sanat cephesi açmış ve oldukça etkili olmuştur. Bu anlamda sosyalist gerçekçi şair ve sanatçılar, yıkılan mevzileri yeniden kurmalıdır.
 Çünkü biliyoruz ki aynı zamanda şair, insanlığın eşit özgür, sınıfsız sömürüsüz ve sınırsız bir dünyayı kurmasında önemli bir rol alacak şekilde hayatı yeniden üretir.

 

 Her şeyden önce ben de kendimce şiir yazıyorum ve okumayı da yazmayı da seviyorum. Çünkü her şeyden önce isyan ve yaşam savaşçısıyım, sonra yazanım. Doğuştan  şiire eğilimimiz olabilir, ancak bunları geliştirmekte bizim elimizdedir…Yani insanlar şiir yazmayı öğrenir, emek harcayarak ve çalışarak da bunu geliştirebilir.Kimilerinin dediği gibi şiir doğuştan bir yeti ya da salt ilhamla olan bir şey değildir. Şiir aklın, duygunun ve güzelliğin buluştuğu yerdir ve şairse aklı, duyguyu ve güzelliği işlemesini bilen hassas ve duyarlı kişidir. Şiir sözcükler dünyasındaki inşaatı gibiyse, şair bu inşaatın işçisidir!

                                                                                           Murat Yanç

 

Proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri yoktur. Kazanacakları bir dünya var. Bütün ülkelerin işçileri, birleşiniz!\" (Karl Marx)

» 7 Yorum Var
1Yorum erman yazdi Cuma, 18 Haziran 2010 19:40
Çok haklısınız üstad,Şiir yazmak; yazının bulunuşundan beri insanların duygu ve düşüncelerini yansıtma biçimi olarak her zaman var olmuş ve her zaman varolacak bir sanatsal etkinliktir...Bu bakımdan şiir, insanın toplumsal yaşamının, bireyden yansıyan bir bölümüne denk düşer...
2Yorum korku yazdi Pazar, 20 Haziran 2010 01:47
o kimilerinin arasında ben de varım. 
insan önce doğar,sonra olur.
3Yorum MaviSU yazdi Pazartesi, 21 Haziran 2010 08:21
yazın için önce tsk ederim.Güzel bir konuya deyinmişin bencede şiir yada Yazı yazma sanatsalığa sahip olmasamda okumayı seviyorum bir şiiri yazıyo okurken imgelerin kelimelerin akıcı olması da cok önemli siirler gizlilik içinde yazilmamali okurken ne demek istendiğide anlaşilmali eğer imgelerle bogusarak o yazı okunuyorsa hiçbir anlamı duygusu hissedilmez bencede yazını okuduğum gibi açıklayıcı ve akıcı ise yürekten tebrik etmeli sair dostarimizi.Sevgilerimle...
4Yorum Arda yazdi Pazartesi, 21 Haziran 2010 09:28
1960 anayasasının getirdiği göreli özgürlük ortamı, siyasal sürecin çeşitlenmesini ve şiddetlenmesini sağlar. Büyük çoğunluk örgütlenerek liberal kapitalist sistem karşısında kendi varoluşunu ve konumunu sorgulamaya başlarken, öznelliğinin yoksulluğunu ve yetersizliğini gören birey, kurtuluşunu siyasal sürece katkıda bulunmak üzere büyük çoğunlukla dayanışmada bulur. Bu dönemde, liberal kapitalist sistemin biçimlendirdiği söylem düzeyi karşısına, Marksist ideoloji, alternatif bir söylemle çıkar. Birey hakları bakımından olumlu adımlar atamayan Türkiye ve üçüncü dünya ülkelerinde bu hareket ciddi bir taraftar da bulur. Çünkü "Marksist estetik'e göre sanatın obje dünyası, estetik gerçekçilik, insanın dışında bulunan bir gerçeklik olmayıp insanın fiziksel varlığına kadar uzanır. Marksist estetiğe göre, biricik gerçeklik insan gerçekliğidir. Bunun dışında sanat için bir başka gerçeklik alanı yoktur ve olamaz da." Bir önceki dönemde yer altına giren ya da toplumcu gerçekçi bir kimlikle çalışmalarım sürdüren Marksist kökenli şairler, yeni oluşumdan cesaret alarak Marksist kimliklerini şiirleri aracılığıyla dile getirirler. Sanatı, bir üretim biçimi olarak kabul eden Marksistler, "anlatım aracından toplumsal pratiğe" uzanan bir anlayışla şiir sanatına yönelirler. Böylece üretim araçlarım ele geçirerek kendi ekonomik ve kültürel özgürlüklerini ilan edeceklerdir. Kaldı ki Şiirin ideolojik manadaki etkileme gücünü de unutmamak gerekir.  
 
 
Marksist söylem, materyalist öğeler içeren bir şiir hareketidir. Şiir, bunlar için bir üretim biçimidir. Bu üretim, alt yapının belirgin parametresi olan ekonomik modelle yakından ilişkilidir. Bu nedenle kapitalist toplumda şiir, para-mal-para düzeninin; Marksist toplumda ise proleter sınıfın emrinde olmuştur. Artık sanatkâr yeniden kurulan dünyada işçi sınıfının yanındaki asıl yerini almalıdır. Böylece, sanatın öznesi, konusu, dili ve tarihi değişecektir. Diyalektik devinim, bu şiir anlayışının özünü oluşturur. Tematik düzeyde bu diyalektik yapılaşma; sömürü-başkaldırı, esaret-hürriyet, gelenek-yenilik, patron-işçi vb.düzleminde ele alınırken, dil ve üslup düzeyinde slogan dil, yöresel ağız özellikleri, sınır ucu konuşmaları, argo ve küfür, tipografik şekil özellikleri-diyalektik dize akışkanlıkları şeklinde kendisini gösterir. Nâzım Hikmet şiirinin Fütürist özellikler, Ahmet Arif şiirinin yöresel ağız özellikleri içermesinin sebebi budur. Marksist şiire ait içeriğin aynı söylem kipleriyle kurulması kayda değerdir. Bunu İslamcı ve Ulusalcı şiir içinde söyleyebiliriz. Onların da izlenceleri doğrultusunda oluşturdukları bir söylem düzeyleri vardır. Marksist şairler, geleneksel formları parçalayarak, ideolojik serpintisi olan ve materyalist öğeler içeren bir şiir anlayışı oluşturmaya çalışmıştırlar. Ancak biz de bunu bilinçli bir edim hâline getiren Nâzım Hikmet'tir. Diğerleri, üretici öğeler içermeyen sadece slogan düzeyinde kalan şiirler yazmışlardır. 
 
İdeolojik anlayışın günlük hayatın her köşesine sindiği o günlerde, sanattaki her adım Marksist dünya görüşüyle değerlendirilmeye tabi tutulur. Artık devrimci şiir yazmak da yeterli değildir. Ozan, yazacak ve yazdıklarıyla mahkûm olacaktır. Hapiste yatmayan şair itibarlı değildir. Mehmet Hicri Doğan'in ifadesiyle:"Aynı zamanda yeni bir beğeni de onu zorlamaktadır. Kitleler, sanatı, sanat ürünlerini genellikle hiçbir çaba göstermeden algılama, alma eğilimindedir". Şiir, her miting öncesinde ve anında alınması gereken tahrik edici hap niteliğine bürünür. Sanat âlemine, şiirin içerik ve biçim sorunlarına yönelik yaklaşımlar hakim olur. 
 
Sanata estetik kaygılardan çok kendi ideolojisinin değerleri doğrultusunda yaklaşan Marksist söylem, genel olarak şu izlekler ve konular üzerinde yoğunlaşır: 1) Yerleşik düzeni eleştiri, 2) Sınıf anlayışı: halk ve işçi sınıflarının güncelleşmesi, 3) Yeni bir sığınak:Kadın, 4) Doğa ve diyalektik diriliş, 5) Kentleşme ve sorunları. 
 
Ahmet Oktay, mevcut düzeni sorgulayan bu anlayışın gücünü anamalcı ve sömürücü düzene karşı çıkmaktan aldığını iddia ederek hareketin devrimci yönünü göstermek için Sartre'ın asağıdaki ifadelerine yer verir: "Sınıfsızlaşmış bir toplum kuruluncaya kadar bu çatışma devam edecektir ve şair, vicdanım rahatsız eden bu düzeni korumaya çalışan güçlerle sürekli çatışma hâlinde olacaktır." 
 
1960-1980 yıllan arasında bu anlamda şiir yazan Marksist şairleri iki kuşağa ayırabiliriz. Bunlardan birincileri 1960'dan önce şiire başlayıp 1960'dan sonra devam edenler, ikinci kuşak ise 1960'dan sonra şiire başlayanlardır. 
 
Birinci kuşaktan Necati Cumalı'nın (1921-3001) aşağıdaki şiiri Marksizm'in toplumsal eylem düşüncesinin bir uygulaması gibidir. 
 
Kısmeti kapalı gençlik 
Kimse alamaz elimizden bu ümidi. 
Bunca yıl bu ümit bizleri tutan dimdik  
Neydik düne kadar daha üç beş kişiydik  
Çektik kapıları çıktık evlerimizden  
Meydanlara sığmıyoruz kardeşler şimdi 
 
 
Marksist söylemi genellikle estetik bir miğfer olarak alan ama uygulamada çok daha serbest duyumlara açılan Necati Cumali şiirinin en önemli özelliği; yaşamın içerisinde yer alan küçük ayrıntıları, diyalektik bir mantıkla görünür hâle dönüştürmesidir. Şiirlerindeki betimleme alışkanlığı öykücü kimliğinden beslenen şairin, aşk ve cinsellik gibi iki ana izleği sıkça işlediği görülür. Ancak şiirlerinde kadın, Marksist ideolojinin biçimlendirdiği anlamda işlevsel değildir. Daha çok bir anlatım nesnesidir. 1960lardan sonra ideolojik içerik daha yoğun biçimde şiirlerini işgal eder. Şiir kitapları: Kızılçullu Yolu (1943), Harbe Gidenin Şarkıları (1945), Mayıs Ayı Notları (1947), Güzel Aydınlık (1951), Denizin İlk Yükselişi (1954), İmbatla Gelen (1955), Güneş Çizgisi (1957), Yağmurlu Deniz (1968), Başaklar Gebe (1970), Ceylan Ağıdı74), Güneş(1980), Bozkırda Bir Atlı (1981), Yarasın Beyler (1982). 
 
1960 sonrası gelişen yeni dönemle birlikte ideolojik içerik, Türk şiirinde başat bir öge hâline gelir. Şiirimizdeki bu söylem değişikliği; öteden beri cılız bir biçimde çıkan Marksist şairlerin sesinin, daha gür ve daha yoğun bir biçimde duyulmasını sağlar. Her şey yeniden kurulacaktır. Devrimci öz, bir kez daha umutlanır. Bu şiirin hedefini Ahmet Oktay aşağıdaki şekilde özetliyor: "Kentsoylu sınıf, anamalcı Pazar onu dışladığına göre, şair, bu sınıfın egemenliğini, pazar anlayışını ters çevirmeyi, dahası yıkmayı ya da dönüştürmeyi savlayan öğretilerle anlaşmaya girecek, bununla da yetinmeyip dilini ve kimliğini bu yolda sözcü kılacaktır." Şaire geleneğin biçtiği rolün dışında etken ve eyleyen bir görev verilir.  
 
"Kahraman imgesi ve kurtarıcı özne" konumuna yükselttikleri Nâzım Hikmet'i kendilerine önder seçerler. Büyük bir yarın olgusunu içerisinde barındıran bu şiir anlayışı, okura nesnel ve eleştirel bir dünya görüşünü sunmak yerine siyasal kipleri belli olan bir dünya görüşünü enjekte eder. Kitleler, geçmişi ve yarım önceden belirlenmiş bir ideolojinin edilgen nesnesi olur. Ahmet Oktay'ın belirttiği gibi: "Bu amaç, şairi şiirsel olmayan eğitsel bir söyleme ulaştırır." 
 
Şiir yazmaya 1960'tan önce başlayan Ahmed Arif (1937-1991), bu dönem şairleri üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Bütün şiirlerini topladığı tek şiir kitabı olan Hasretinden Prangalar Eskittim"i 1968 yılında yayımlar. Onun şiirleri, Anadolu coğrafyasının delidolu akan ırmaklarına benzer. Militarist bir söylemle yazdığı şiirlerinde, halk şiirinin koçaklama edası vardır. Ataol Behramoğlu'nun ifadesiyle: "Dizelerinde bir tek kişinin değil, sayısız insanın sesini duyarız. İnsanca kederli, insanca sevecen, insanca tutkulu, öfkeli ve özlemli bir ses. Yoğun, derin ve sımsıkı." Onun şiirinde kırsal alana çekilen özne, doğanın yalın diliyle konuşur. Anadolu insanının yüzlerce yıllık çilesi, özlemi, sevinci ve isyanı, Dadaloğlu, Pir Sultan Abdal ve Karacaoğlan geleneğinden beslenen Ahmed Arif'in lirik söyleyişiyle şiire akar. 
 
Şiir iklimini, söyleme tarzını ve imgelem yapısını, Anadolu toprağının geleneksel birikiminden alan şair, toplumcu bir kimliği olmasına rağmen sloganik ve vaazcı bir söylemden uzaktır. Yaratıcı duyarlığı ve üzerinde yaşadığı toprağın değerlerine içten bağlılığı, onun şiirlerindeki lirizmi kendiliğinden doğurur. Bu nedenle Ahmed Arif'in Marksizm kökenli militarist tavrında bile, daima lirik bir Dadaloğlu ve Pir Sultan Abdal esintisi bulmak mümkündür. İmge dönüştürümünü ve bireşimini Ahmed Arif kadar başarılı yapabilen çok az şair vardır. Özelikle radikal imgeleri, yaratıcı şizofrenin tepkisel çığlığı olan şiddetli (the fustion imagery) imgelerle sentezlemede gösterdiği başarı, onun şiirlerine lirik bir destan niteliği kazandırır. 
 
Marksist şiirin bir başka temsilcisi Hasan Hüseyin (1937-1984), daha çok Nâzım Hikmet ve Attilâ İlhan etkisi taşıyan "Kavel" (1964), "Temmuz Bildirisi" (1965) ve "Kızılırmak"(1966) şiir kitaplarıyla ilgi uyandırır. Şiirlerinde masal, türkü ve ağıt gibi folklorik malzemeden blok söylem ve imge ödünçlemesi yaparak yararlanmasına rağmen, bu materyale yaratıcı bir dönüştürüm hamlesi kazandıramaz. Büyük bir duyarlıkla yöneldiği toplumsal sorunları, yine sokağın dili ile anlatırken, bireysel özünü etkin bir biçimde korumasını bilir. Yergi ve ironi öğelerini söylevci bir tonlamayla birleştirerek 6o'lı yılllar şiirinin kendine özgü örneklerini veren Hasan Hüseyin'in coşkun, geniş soluklu ve kabına sığmayan bir kişiliği vardır." 
 
142. maddeye muhalefetten dolayı bir çok kez tutuklanır. Toplumsal gelişmeler karsısında duyarlı bir kişiliğe sahiptir. Ebubekir Eroğlu, bu şiirin olumlu ve olumsuz yönlerini arka arkaya sıralar: "Onun sanatı düşünce özgürlüğünün, şairin iç bağımsızlığının korkusuz kanıtıdır. Ne var ki hiçbir zaman izleyen bir şair olmaktan kurtulamamıştır." 
 
İlk şiiri 1954'te "Kaynak" dergisinde yayınlanan Özdemir İnce, toplumcu şiirin izini sürenlerdendir. Şiir kitapları: Kargı (1963), Tutanaklar (1967), Kiraz Zamanı (1969). Karşı Yazgı (1974,), Rüzgâra Yazılıdır (1979), Elmanın Tariki (1981), Kentler (1981), Yedi Deryalar Geçten (1983), Siyaset name (1984), Eski Şiirler (1985), Hayat Bilgisi (1986), Zorba ve Ozan (1987), Başak ile Terazi (1989), Burçlar Kuşağı (1989). Canyelekleri Talandadır (1989), Gündönümü (1991).  
 
1919'da İstanbul'da doğup 1978'de Ankara'da ölen Ceyhun Atıf Kansu (1919-1978), Gariple başladığı şiirinin çerçevesini genişleterek 1945'ten sonra yeni şiirle temasa geçer; sonrasında sanatını evrensel insan tecrübesiyle bütünleştirir. 1960'larda ideolojik bir zemine kayar. Ahmet Kabaklı'nın ifadesiyle: "Doktrinde sosyalist olmakla beraber bir çeşit solcu Atatürk milliyetçiliğine de bağlı bulunmaktadır. Son yıllarında "Venezüella Ulusal Kurtuluş Savaşı' konusunda destanlar yazılmaya koyulması, dünyada ve Türkiye'de o yıllarda arttırılan komünist propagandalarından etkilendiğini göstermektedir." Ancak onun şiirlerinde Anadolu halkına adanmış ve onlar adına acı çeken içli bir sesin hüznünü duymamak mümkün değildir. Yörüngesine çocukları oturttuğu şiirlerinde daha duyarlı ve başarılıdır. 
 
Cemal Süreya, şiir yazmanın Ceyhun Atıf Kansu'nun hayatında sanattan öteye bir yaşama biçimi olduğunu belirterek şair kişiliğine dönük şu ip uçlarını verir: "Şiirlerinde mısra önemli bir yer tutar. İmge alttan alta korunur, biçimden gelen bir müzik kaygısı vardır. Buna rağmen onda şiir kurulan, yapılan bir şey değil de serpilen, atılan, dağıtılan bir şeydir sanki. Bu yüzden gereksiz tekrarlara düştüğü , aynı imgeyi başka şiirde kullandığı, şiirsel yük taşımayan parçalar yazdığı da olur." 
 
Kansu, şiirlerini Anadolu milliyetçiliğinden sosyalist gerçekçiliğe doğru değişen bir izleksel çerçeveye oturtmuştur. Ancak bu değişim hiçbir zaman kesin bir kopuş şeklinde değildir. Sürekli bir öncekini tamamlayarak ve geliştirerek çoğaltır.  
 
1960'tan sonra yazdığı Yurdumdan, Bağımsızlık Gülü, Sakarya Meydan Savaşı ve Buğday, Kadın, Gül ve Gökyüzü kitaplarıyla Anadolu insanının dünyasına yöneltilmiş sosyalist bir sorgulama biçimi vardır. Verili olmayan, bilgiyle ve emekle elde edilmiş bir özgürlük, onun şiirlerinin en başat izleğidir.  
 
Şiir kitapları: Çocuklar Gemisi (1946), Yanık Hava (1951), Haziran Defteri (1955)1 Yurdumdan (1960), Bağımsızlık Gülü (1965), Sakarya Meydan Savaşı (1970). Buğday, Kadın, Gül ve Gökyüzüdür (1970). 
 
1960'ların ortalarına doğru Marksist şiir iyice boy vermeye başlar. Ancak çıkan ses oratoryoya dönüştüğü için birbirine karışmış ve estetik endişe şiirde göz ardı edilmiştir. Bu dönem şiiri, genellikle parti propagandası edasını taşır. Aynı zamanda kelimenin şiddet unsurundan siyasal bir amaç için istifade yoluna giden şair, bir bakıma şiddete davetiye çıkarır.  
 
Bu dönemin önemli bir şairi olan Enver Gökçe'de (1920-1981), konuşma dili yalınlığı ile Nâzım Hikmet şiirinin bir çok özelliği görülür. Siyasi ve politik tercihlerini estetik endişenin önüne koyan şair, kurulu düzeni lanetleyen söylemiyle propagandanın dar dünyasına düşer. Kurtarıcı misyonla ihtilalci ve militarist bir özne tipolojisini biçimlendiren Gökçe, genelde düşünsel ve ideolojik birikimi içeren radikal imgelerin tek başına kullanıldığı kavga şiirleri yazar. 
 
Dönemin yaygın ideolojik koşullamaları ile biçimlenen kavgaları esas alması, onun şiirini düşünsel tutarlılıktan ve lirik derinlikten mahrum bırakır. Şiirsel algılaması, sürekli olarak praksisin (toplumsal eylem) etrafında şekillenen şair: bağlı olduğu Marksist düşüncenin esasını oluşturan; kentleşme, sanayileşme, üretim-tüketim ilişkileri gibi sorunlarla da fazla ilgilenmez. Nâzım Hikmet'ten etkilenmesine rağmen, onun poetik yaratıcılığı ve ahenkli söyleyişi Gökçe'de yoktur. Dost Dost İlle Kavga (1973), şiirlerim topladığı tek kitabıdır. 
 
Bu kuşak içerisinde ilk şiir kitabı "Yazma"yı 1950'de yayımlayan ve yirmi yıllık bir aradan sonra Bir Siyasinin Şiirleri"yle (1974) toplumsal eleştiriye uzanan Can Yücel'i (1926-3003) de unutmamak gerekir. Cinsel içerikli şiirleriyle anarşist erotizme kadar uzanan ve gövdenin tarihinde Marksist bir cinsel devrimi gerçekleştiren şairin şiiri, hazmedilmeyecek denli çoğulcu ve sıradışı öğeler içerir. İroni, yerleşik düzeni lanetleyen kara yergiler şairi Can Yücel şiirinin atardamarıdır. Cemal Süreya onun şiirinin vurucu yanlarını şöyle anlatır: 
 
"Argo ve küfür bir arınma işlemidir Can Yücel'de. Kötülüğe, kötü düzene karşı aşılanmak için kutsalı delik deşik eder. Tabi eski kutsalı ve yeni kutsal adına. Bu yüzden sürekli olarak tarihsel olaylarla bugünkü olayları iç içe işler. Şiirsel eylemini kurmak, sürdürmek için en elverişli yolu seçmiştir: parodi. Gerçekten de parodi toplumsal eylemle şiirsel eylemi birleştiren uygun bir yoldur. Tarihi, gazete güncelliğine getirir. " 
 
Şiiri, "anlam-yoğun bir eylem", "içtenlik", "çılgınlık", gibi ibarelerle açıklayan Can Yücel, sokağın üslubuyla arabeski denediğinde bile, bozulmayan sağlam bir dil mantalitesine sahiptir. Tarihin anlatımında kullandığı dil, halk türküleri ve deyişleridir. Sonraki çalışmalarında bu dil, soyuta doğru giderek büyük kırılmaları yaşar. 
 
Can Yücel şiirinin en önemli özeklliklerinden birisi de; bilgece bir çocuk edasındaki rahat konuşmasıyla yaşama dair sorular sorması ve insanlığa ayrımcı korkulardan uzak öğütler vermesidir. Şiir kitapları: Yazma (1950), Sevgi Duvarı (1973), Bir Siyasinin Şiirleri (1974,), Canfeda (1986), Çok Bi Çocuk (1988), Kısa Devre (1990) ve Kuzgunun Yavrusu (1990).(...) 
 
Şiir dilindeki duruluk ve biçim üzerine yaptığı deneyimleri ile dikket çeken Eray Canberk (d.1940), bir yandan "toplumsallık zorunlu bir durumdur günümüz insanı için. Toplum içinde yaşıyoruz; toplumsal durumlarla ve koşullarla çevriliyiz. Şiirimizi yazarken bu etkileri taşıyoruz. Öyleyse şiirimiz toplumsaldır." derken; bir yandan da Kuytu Sular 'dan (1969) ve Yüreğinin Burkulduğu Zaman (1983) adlı kitaplarıyla bu zorunlu yönelimi zorunlu bir toplumculuğa çevirmiştir. 
 
Gülten Akın'ın (d. 1933), başlangıçtaki bireysel duyarlığı, 1970'lerden sonra yerini toplumsallığa bırakır. Halk şiiri geleneğini ve Nâzım Hikmet çizgisini takip ederek Kırmızı Karanfil (1971), Ağıtlar ve Türküler (1976), Seyran Destanı (1979) kitaplarıyla işçilikte titiz, nesnel ve toplumsal bir şiir dünyası kurar. 
 
Kemal Özer (d. 1935), ikinci Yeni hareketiyle edebiyat dünyasına girer. Toplumsal meselelere olan duyarlığı şairi önceleri toplumcu, sonraları Marksist bir söylemin kavşağına sürüklen toplumcu anlayışı epik anlayışla bağdaştıran şiirler yazar. 1980'e kadar şiirinin genel çizgisi eylemci ve bilimsel toplumcu anlayışı yansıtır. Kavganın Yüreği (1973), Yaşadığımız Günlerin Şiirleri (1974), Sen de Katılmalısın Yaşamı Savunmaya (1976) ideolojik yükü ağır olan şiirlerini topladığı kitaplarıdır. 
 
1970'li yılların toplumcu şiirinde Yaşar Miraç (d. 1953), yöresel deyim ve türkülerden yararlanması; lirizm ve güncel siyasal öğeleri üstlenmesiyle dikkati çekerken; Veysel Çolak (d. 1954), "Eşkıya Yazması"nda "Çiçek Motifi" isimli şiirinde halk, eşkıya ve militan üçlüsüyle Marksist bir senteze ulaşmaya çalışır. Terin Yaktığı Bir Yaradan (1978) adlı kitabındaki şiirlerini mevcut düzenle çatışan politik bir temel üzerine oturtur. Devrimci öze, doğal imge düzeniyle diyalektik bir mahiyet kazandırır. Şiirinin biçimi ve içeriği arasında diyalektik yapılaşma bakımından büyük bir uyum vardır. Marksist kökenli şairler arasında biçim ve içeriğe dinamik bir karakter kazandıran ender şairlerden birisidir. 1980 sonrasında ideolojik içerik bakımından bir geri çekilmeyi yaşamasına rağmen Günlerin Yağmurunda (1980), Aşk Olsun (198?), Ötesi Yar (1985), Fotoğraf Arkalıkları (1985), Ölüler Diyalogu (1988) şiir kitaplarında sürekli bir hesaplaşmanın içinde olduğu görülür.  
 
 
Kurulu düzenle çatışarak kendisini büyütmeye çalışan bu dönem (1960-1980) şiiri, şiir sanatının genel prensiplerini göz önünde tutmadığı için ihtilalle birlikte çok çabuk tükenir, Marksçı görüş, daha çok ideolojik içeriği öncelediğinden şiirin biçimine ait ana sorunları üzerinde durulmaz. İdeolojinin belirlediği içerik ise daha çok sınıf bilinci etrafında şekillenir. Tekilleşen içerik, şiirin izleksel yoksulluğunu da beraberinde getirir. Üretken olmayan ve kendi ekseninde dönen Marksist söylem, gittikçe içine kapanarak tükenir. Şiir dilinde görülen "anonimlik" onun yaratıcı yönünü büyük ölçüde zedeler. 
 
Kaynak: RAMAZAN KORKMAZ-TARIK ÖZCAN, 1950 SONRASI, TÜRK EDEBİYATI TARİHİ, C.4, KÜLTÜR BAK. YAYINLARI, s.90-100
5Yorum güler ataş yazdi Çarşamba, 23 Haziran 2010 22:20
Oysa şiir hayalle gerçeğin çarpıştığı, ardından şimşeklerin çarptığı tek yerdir. Şiir aşktır. Bazan bir kuşa bazan bir kavgaya genellikle de dostluğa yazılır. 
Şiir kadar güzel dostların hiç bitmesin can arkadaşım.
6Yorum ozanuyumlu yazdi Cumartesi, 10 Temmuz 2010 21:05
insanda elbette bir iç bulantı var olabilir, ancak bu bulantının toplumsal bağlarının da verilmesi gerekir. Ve elbette aşk şiirinin içinde de toplumsallık, yoksulluk, dürüstlük arayışı, topluma ve tüketim çılgınlığına sitem, haksızlığa isyan yedirilebilir. Şöyle yazmıştım naçizane:  
 
"Havada kış kokusu alıyorum 
İşportacılarda yok yok 
Koltuk değneği bakıyor kızlar 
Ben sana kitap bakıyorum 
Boncuk bakıyorum gerdanına 
Hayat bakıyorum 
Adımlarım üç yaşında" 
 
ya da  
 
"Günah çıkarıyor şehir 
Açlığın her türlüsü var 
Gazete arası somun ekmekte 
Paltom delik 
Kalmadı çocuklar bu vakte 
Kalmadı çocukluğum 
Pencerene gülüş yaz"  
 
ya da 
 
"Şehrin ışıkları uzuyor gözümde 
Görmemeye dayanamam 
Kısalan zamanlar ve gazlı direnişler aklımda 
Mektuplar kadar yiğit olmalıyız sevgili 
Beklemeliyiz" 
 
ya da 
 
"Soğuk kaledibinde yumuk kedilerdi ellerin 
Tanıdığın bir çocuğun apak resmini çizdin uzaklara 
Şehre sokulan iki ayrı ve yanyana iskele olduk 
Yarım kaldık 
Güneşe hazırladı sokağı yağmur damlaları 
Saçını toplamadan gel 
Yüzünü düşürmeden 
Ekmeğim, gülüm, sevdiğim 
Hızlı adımlarınla bana gelişini özledim” 
 
ya da  
 
"beş işçi bir çatı örüyordu 
sevgiyi ve kavgayı 
kimse görmüyordu 
 
çatı altına bir hayat örüyordum 
kah çıplak sözlerle 
kah ince dizeler 
kah gözyaşı 
kah alınteriyle 
 
çekilen cefalar 
sefa getirecekti 
emek açlığa 
sevgi korkuya  
galip gelecekti 
örüyorum 
bekliyorum" 
 
Şiire muhalifliği kör gözüm kör parmağına şeklinde değil de gerçekten estetik bir biçimle vermeye çalışırsak hem bireyin duygu dünyasını hem de toplumsallığı verebiliriz. Ukalalık yaptımsa affola.
7Yorum kitapsız şair yazdi Çarşamba, 14 Temmuz 2010 09:37
şimdi gerçekten günümüzde geçekçi şiir ve şair bulmak çok zor bu ülkede herkes şair çünkü dört tarafımız hüzün insna ister istemez etkileniyor ve yazıyor duygusunu ama tabi bu yazılanlardan kaçı kalıcı olacak bence o kısım önemli ve ayrıca şair çağının tanığıdır der yine usta bir şair onun için kendi çağına tanıklık edip kalıcı olana ne mutlu ....
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir
Lütfen giris yapin veya üye olun!.
Son Güncelleme ( Çarşamba, 25 Ağustos 2010 )
 
< Önceki   Sonraki >

Köşe YazarlarI

Murat YANÇ
Yazarin Profilini GörüntüleYazar Su an Offline
Profili 639 kisi tarafindan görüntülendi. Hit : 639
Yazara E-Posta Atin Yazara E-Posta Gönder

Yazarin toplam 20 yazisi bulunuyor. Tüm yazilarini görmek için tiklayin. Tüm Yazıları (20)
mod_vvisit_counterBugün22
mod_vvisit_counterDün79
mod_vvisit_counterBu Hafta548
mod_vvisit_counterBu Ay355
mod_vvisit_counterToplam101051