|
Güneş, Dicle’nin etrafını sarmalayan dağların ardına sarkıyor, akşamın ayazı soğuk esintileriyle hissettiriyordu kendini. Bizler üşüyorduk, en çokta Deniz üşüyordu. Teninin sıcak olmasına karşın donar gibi bir hali vardı, titriyordu adeta. Kalın elbiseler giyilerek geçiştirilebilecek üşüme hissi değildi onunkisi; Çıkışsızlık duygusunun insanın iradesini etkisiz kılmasının bir belirtisiydi bu. Dolayısıyla etrafındaki olup bitenin kaygısını taşımıyordu. Bir tek ırmağın soğuk yüzüne vermişti kendisini; Gözlerindeki tek hareketlilikti, ırmağın dalgacıklarındaki oynaşı...
Büyüyen gölgeler Dicle’nin üzerindeki aydınlığın ardı sıra kaybolmasına yol açıyor, bununla birlikte ırmağın akıntısının farkındalığıda kaybolmaya yüz tutuyordu. Suyun kayalara çarparak çıkardığı ve insanın içinde sitem etme duygusu uyandıran sesi haricinde ıramağın akışkanlığının ayırtına varılamazdı.
Güneş ardına sarktığı dağların iyice aşağısına düşmüş, sıcaklık etkisini bütünüyle yitirmişti. Hava iyiden iyiye soğumaya başlamıştı. Hepimizin üzerinde artan soğuğun etkisi görülürken, Deniz, artan soğuğun henüz farkına dahi varamamıştı; Teni aynı sıcaklık seyrinde titremeye devam ediyordu.
Sık ağaçlarla çevrili ırmağın bu bölgesi, yıldızların kısık parıltılarıyla karşılaşma imkanı bulamamıştı henüz. Bu gece ay'da çıkmadığından yıldızlardan başka kimsesi kalmamıştı göğümüzün. Buradan yalnız karartı şeklinde görünen ağaçların dallarının arasından sızan soluk renkli yıldızların parlak benizleri az da olsa doğanın biçimini gözler önüne seriyordu. Fakat bu durum fazla uzun sürmemiş - buraya her ne kadar uzak olsa da- uykuya dalan şehrin ışıklarının sönmesi, karanlığın kendini hakim kılacak ufuklara doğru uzanmasıyla, yıldızlardan fırlayan ışık huzmeleri Dicle’nin dalgacıklarının üzerinde metalimsi parıltıların göz alıcı ışıltılarına yol açıyor, akıntının hızı parıltıların oynaşışının titreltisiyle beliriyordu dalgacıkların kıvrımlarında...
Deniz gözlerini akıntının bu deviniminden bir an olsun ayırmamıştı. Hiçbir müdahale beklentisinde değildi. Bizlere Suskunluğunu dinletmek ister gibiydi. Ancak daha sonra bunun, söylemek istediği sözlerden önce düşüncelerimizi samimiyet yolunda berraklaştırmak olduğunu anladık. Bilinçli amacı bu olmayabilirdi ancak, ruhumuza bu işlendi. Sonra birden hüküm süren sükuneti hiçbir kaygı içermeyen sanki bütün yaşanılmışlıkların serzenişi olarak cevabını beklemediği sorusunu yöneltti. Cevabını beklemediğini nerden mi biliyorum, bunun için onu tanımanız gerekir; Hiç kimseyi cevaba zorlamak istemezdi söylediklerini sanki ırmağa addetmişti, çünkü akşamdan beri bütün ilgisi ona odaklıydı. Belki de daha çok bu yüzden bizlerden kimse bu soru karşısında sorumluluk taşımadı. Gaipten bir ses, bir uğultuydu hatta. Yakarış değildi, ya da bekleyişi sezdiren türden değildi istenci. Aldığı nefesi saymışçasına yineledi sözcüklerini, “Neden düşündüğümüz ve de düşlediğimiz yerlerde olamıyoruz ? “
Uzun süren sessizliğin hükmü, ruhunun girdabında bir çırpıntının ürpertmesiyle denizin dudaklarında can bulan sözcüklerle bozulmuştu. Genelde hep böyle yapardı, bir şeyi öğrenmek istedi mi, uzun uzadıya sorular sorarak değil konuyla ilgili düşüncesini belirtir ve karşı tepkeleri gözlemlerdi. İnsanların özgürlüklerine koşullandırma getirmek istemezdi. O bizlerden farklıydı. Bu konuda birisi çıkıp da cevap vermeye kalkışsa, bütün o yaşadığı çalkantıları suda dinginlemeyi bırakır, büyüsü bozulmuş bir iksirin, gizemi kaçmış bir inancın umuttan yoksun bıraktığı kısırlığına hayıflanırdı. "Ne diye hemen cevap arayışına girer bu insanlar, yalan taşlar daha çabuk otursun diye mi yerine? Kadere kalın çizikler atmak bu biçare eçhel insanların eline mi kaldı. Neden bu denli büyük bir çabayla yolu tıkamaya çalışırlar..." diye düşünürdü. Onun yalnızlığını bu türden bir yaklaşımla gidermeye çalışsanız, sizi sefil görür; "Ben sanki biraz daha fazla pay mı istiyorum da sizler bana en kaçamak yoldan yüce gönüllülüğünüzü bahş ediyorsunuz" deyip, bizlerin arasında çırpınmak yerine, bir yaprağın edilgenliğini suyun dingin yüzünde seyretmeyi yeğlerdi. Yalnızlıktan korkmazdı o, aksine severdi yalnızlığı. Onu buna iten haklı nedenlerden de mahrum sayılmazdı hem. O bunu çok iyi biliyordu.
İçindeki umudu saklamaya çalışan öfkesine karşı, ruhu istencinin çelişkisinde iç çekmekteydi. Düşüncelerini nedenlerin kaderine bırakabilecek kadar sıradan değildi istenci. Daha çok parlayabilmek için şehrin uykuya dalmasını fırsat gözleyen yıldızların suya karşı etkisi ne derece samimi kalırdı, olguların dışında bambaşka ufuklar açabilmenin yanında.
Önce mağripten bir rüzgar esti, köklerinin çıkışlarında başlattılar sallanmalarını, esintiye karşı dirençten zayıf düşen dallar. Ve salık verdiler bütün ıslaklığını yitirmiş yapraklarını nemli toprağın serin yüzüne. Rüzgarın varlığını hissettirmesi havadaki sis bulutlarının dağılmasını sağlayarak yağmur yağma olasılığını tamamen ortadan kaldırıyordu. Ancak Dicle nin üzerini sıvazlayan rüzgar, üzerimizde dikenlendiriyordu, vücut ürpertisiyle hafif ıslaklığını...
Soğuğa karşı direnme ihtiyacı hissetmeyen deniz, gözlerini akşamdan beri tutsak ettiği ırmağın dalgacıklarının kıvrımlarındaki metalimsi parıltılardan henüz ayırmış değildi. Soğuğa karşı siper ettiğim dişlerimi biraz gevşeterek, kulaklarımdan dış dünyanın gürültüsünü bütün soğukluğu ile birlikte içime çekmeyi göze alıp, dile getireceğim sözcükleri söyleyeceğim an ı gözlemekteydim. Gözlerimi denizin bakışlarının kilitlendiği dalgacığa daldırıp onunda dikkatinin bir bölümünü sudan çıkartarak gözlerinin içine diktim. Geriye bastırılmış bakışlarındaki anlam, dağılan dikkatini toparlayabilmek için sudan daha temiz ve de sade bir gerçekliğe ihtiyacını arıyor, beni olanaksıza koşullandırıyordu.. Samimiydim, kader çizgimin üzerinde yürüyememek korkutmuyordu beni.
Zihnimde aynı zaman diliminin içerisinde, mekansal ayrılığın üstesinden gelerek, karşı dağın yanağına dokundurdum, dalgın bakışlarımdaki ürpertiyi. Deniz bana döndü yüzünü, benimse çoktan kaybolmuştu kafatasımın yuvarlaklarından gözlerim...
-Artık başlayabiliriz sanırım...
-Sende çıkabildin mi yıldızın tepesine?
-Evet yanındayım. Düşündüğümüz ve de düşlediğimiz yerlere gidebiliriz artık.
-Yeni bir yaşam yazabiliriz...
»
5 Yorum Var
1Yorum İç dünyanı şiirlerle yazılarla çok güzel ifade ediyorsun.. okuyan hemen kendini buluyor.. şiirde ve yazıda kullanılmamış kelimeleri kullanıp.. şiirin ve yazının ahengine oturtabiliyorsun... ve muhtevasını yüceltiyorsun.. aslında fazla söze hacet yok.. yine harika olmuş ütopya yazın.
2Yorum Yine verimli anlamlı ve bir o kadar da zevkliydi... Teşekkür ediyorum güzel çalışmalarınız için ve kutluyorum sizi yürekten..
3Yorum Ümidi ve hüznü nakış gibi işlemişsiniz bu güzel eserinize kaleminize sağlık umarım ülkemin bütün ışıkları da bir gün yanar ve kör karanlıkları aydınlatır.Kaleminize sağlık.
4Yorum Çok hoş, çok duyarlı ve haklı seslenişleri olan bir mükemmel eserinizi okumaktan mutlu olduğumu belirtirken, saygı ve tam puanımla kutluyorum, selamlar..
5Yorum TEK KELİMYLE HARİKAYDI ÜSTADIM...SEVGİ VE SAYGILAR SUNUYORUM.NİCE PAYLAŞIMLARA...
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir Lütfen giris yapin veya üye olun!.
|