|
Yazar AKIN ZAYİM
|
|
Pazar, 06 Haziran 2010 |
Kelimeleriniz göçmen kuştu konmak için yer arayan…ve ben sustum..Sonra geldiler tellere asıldılar..Kendiniz de taşıdınız onu,yüzünüzdeki hüzün kadar dolanmışlardı ,karmakarışık bir öykü de notaların son demiydiler….Siz geçtiniz üstünden belki mevsim,belki aydı ….Bir bekleyişin ilk satırı ile son satırı arasında iki söz gibi kaldılar yapayalnız...
Hani kelimeler dans ederdi, ilk açılan kapı gibiydi ilk seslerin geçişi ,içinden akan nehirlerde ,bir kapı önü karşılaşması kadar yakındı uzaklar.titreşimli seslerden,köpüren dalgalar olurdunuz Sesler duyardınız ya geçmişten tarifsiz acının ilk gelişiydi notasız….ilk telefonda yığılırdınız ya,geceleri bölerdi bir zil sesi…çoğu zaman sirenler koparırdı dalınızı…kırık kanatlarınızla hüzne dönerdi gözleriniz…
Cızırtılı frekanslardan gelen bir haberle yükselen bir tansiyon olurdu
gövdeniz,ayaklarınız taşımazdı kendini…Sustukça kapanmayan yaraydı çoğu zaman,aradığınız
temiz denizler….bekleyip yollarına gül döktüğünüz adresin ilk adımlarıydı yürürken zamanın uçurum tenhalarında….
Bir ses artık dayanamıyorum dediğiniz anlar gibiydi beklediğiniz, sesler, duvar diplerinde kuytularda bir E Tipi görüşmesiydi, buluşulan bir adresin kaçırılan zamanlarına dönen ayçiçeğiydi, suladıkça aşklarını
kaçıran bir son bakıştı…
Dalga seslerinin dinletilmesindeki sevecenlik ,taşırdı sizi koynunda …yaslandıkça bir kayanın batan
yüzlerine,takılıp düşeceğiniz ayakkabı olurdu taşıdığınız…güneşi öperdiniz en sıcak anlarında
sarılmalarınızın…
Yüreğiniz her güne bir çiçek takan gelincik olurdu.çalan her zilin sesinde çalan boğuk bir gecenin
ikili kupasıydı…gel ki şafakları sabahlara döndüren bir yol karşılaşmasıydı,mavi kentlere akan
yollar….kaçırıldığınız yasak zamanlara….o sesi unutmadınız sa ,hangi sesleri duyduk adalarımıza
hapsettik,baktığımız koylardan…kuytu köşelerden konuşulan bir ağıttı yaktığınız gel
mevsimlerine….Bir
telefon kadar yakındı aşk,ya durdurulamayan zamanlar…Bolero kıyafetlerinde içine sığmayan bir geçit
töreniydi ,yanı başında hayatı ören,minicik bir elin yumuşak dokunuşlarını yaratan ,hüzünlerin toplamıydı
yarattığınız ilmek ilmek…
Söyleyin telefonlar hangi karalarımı giyeyim,en sevdiğim kırmızıya küsüp?
Size hangi şiirimi göndereyim, beraber okuyamadığımız şiir sellerimizden?
Şimdi kim bekler, eğilmiş sokak lambasının kenarına yaslanan adamın sesini uzaklardan ,hangi yakınlık
durdurur ?ayak seslerini…
Söyleyin telefonlar,yine gelirseniz bana ilk günkü gibi sarılırım size,söyleyin bana mutlu musunuz,susan her sesinizde…?
Ya siz aşkların seçici kurulları hangi cezayı vereceksiniz ? hükümsüz kıldığım bağırtılarınıza karşı
geliyorum,ayaktayım yaralı gülüşlerimle,sargı bezinde tutuyorum kanamalarımı…Söyleyin bana,ama içten
ama yürekten Mutlu musunuz her kapanan sesinizde…
22 ağustos 07-Silifke
»
5 Yorum Var
1"niko" Söyleyin telefonlar hangi karalarımı giyeyim,en sevdiğim kırmızıya küsüp? Size hangi şiirimi göndereyim, beraber okuyamadığımız şiir sellerimizden? Şimdi kim bekler, eğilmiş sokak lambasının kenarına yaslanan adamın sesini uzaklardan ,hangi yakınlık durdurur ?ayak seslerini& sevgiler kaleminize...
2Yorum Anlamlı.. Anlamı dokunaklı.. Yüreğinize kaleminize sağlık.
3Yorum Her mısrasını tadına vararak, düşünerek okudum. Candan, samimi olarak yapılan eleştirilen anlatımınız çok güzeldi. insanın zaman zaman böyle iç hesaplaşmalara gitmesi çok güzeldir. insan özeleştirileriyle düşüncelerini ve eylemlerini daha netleştirip güzelleştirir. Kutluyorum sizi
4Yorum Derin anlamlar içeren özlem yüklü yazınız güzel kurgulanmış dost yürek, kutlarım. Sevgilerimle esen
5Yorum Duygu sağnağında duygular,bir o kadar da kararlı ve güçlü... Zevkle okudum... Tebrik ederim..
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir Lütfen giris yapin veya üye olun!.
|
|
Son Güncelleme ( Çarşamba, 09 Haziran 2010 )
|