|
Yazar Zeynep Zayci
|
|
Cumartesi, 19 Haziran 2010 |
|
Yazsalar mürekkep bırakmayacak, yazsalar yürek kanatacak, yazsalar saatleri kıracak bir karanlık geçmiş var iki adım ötemizde. Hangi yöne baksak bizimle gelen karanlık bir geçmis. Karanlık yüzlerle dolu çoğu zaman. Her uzatışlarında ellerini, kanlar icinde kalıyor tüm bedenleri. Ölü bedenlerine bile hala işkenceler yapılıyor ve ruhları hala toprak üstünde kimlik arıyor.
Yıllar öncesi katliamlardan kalma cocuk bedenlerin yüzlerinde hala neden öldürüldüklerini anlamadıkları bir ifade var. Sahi kimdiler? Neden vurulmuştular? Bir savaş vardı. Evet, bir savaş vardı ama neyin savaşı? Kimler, kimlere karşı savaşıyordu? Öldürdükleri kimlerdi? Öldürenler kimlerdi..? Yazsalar mürekeb bırakmayacak, yazsalar yürek kanatacak, yazsalar saatleri kıracak bir karanlık geçmiş var iki adım ötemizde.
|
|
Devamını oku...
|
|
Yazar Emirali Yağan
|
|
Pazartesi, 10 Mart 2008 |
|
Gitgide kızışıyordu lotarya savaşı Otuz kupona kör testereler, pompalı tüfekler ve yasal cinayet sertifikaları dağıtılıyordu gazeteler! ve sonunda sokağımıza kadar geldiler. her gün biraz daha çoğalarak; yanımızı yöremizi yakıp yıkarak geldiler ve hiçbirimize gidecek hiçbir yer bırakmadılar.
Aramızdaydı katiller; sokağımızın köşe başlarında, inip bindiğimiz duraklarda, kayıtsız yüzlerimizin gölgelediği kalabalık bulvarlarda ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlardı aramızda. inkarın gözü pekti. failler bulunamıyordu. sürülen izler çoğu kez “YASAK BÖLGE, GİRİLEMEZ!” uyarı levhalarının, tel örgülerin, haki renklere boyanan yüksek duvarların ve kapılarında silahlı adamların beklediği müstahkem yapıların öte yüzünde son buluyordu
|
|
Devamını oku...
|
|
Yazar Ahmet Güneş
|
|
Perşembe, 28 Ekim 2010 |
|
Bir serzenişin anatomisi yankılandı tümcelerde... Uzun sükutun ertesinde yeniden kanadı düşler masalların gizinde... Yar(sız)lığın anaforuna kenetlenen bir zanlı dudağına düğümlenen bir ezgiyle geceyi yardı... Bu bir ayrılığın kangren senfonisiydi... Geceydi... Ölüm her taraftan muzipliğini sarmalıyordu... Bir düş kaşifiydi gizinde kendini arayan... Ah prangalı çocuk ah... Azapların karargahında düş aranırmı? Sevgi düş ile anılırmı?
Yanlış bir öykünün çapağında kendini bulmuştu... Yanlış öykü, yanlış başrol oyuncusu, yanlış zaman ve yanlış rol... Tüm bunlar ölüme yetecekti kendince... Oysa delicesine yaşamak isterdi düşleri... Yıllar önce ölümün kıyısında dolaşmıştı... Ölümün son yapacağı iyiliğin bir daha ölmemek olduğunu biliyordu... Ölüm artık son iyiliğini yapmak üzere yola koyulmuştu...
|
|
Devamını oku...
|
|
Yazar Güler Ataş
|
|
Çarşamba, 25 Şubat 2009 |
|
Ne bir şeyleri değiştirebildim, ne kendimi. Ne sokağı temizleyebildim ne evimi. Ha temizim ha pis. Hapis gibiyim damarlarımda boğulduğum kan içinde. Bütün harabeleri yıkıp, devrim yapma hırsıyla davranmak geliyor içimden. Ama ben hırslarını sandığa kaldırmış, sandıktan daha küçük, belkide o sandıkta bir ipeği kemiren böceğim. Yada bir kadının zarif ellerinden kurtarılacak şeylere kibarca serpilen naftalin. Bu kaçtığım koku o olmalı ve ben bir kokudan kurtarılacak ilk şey. Size olmasa da kendime lâzımım.
Girilen odacıklarımdan çıkmak kendimden çıkmak olacak. Ne içeride ne dışarıda olamayanlar, gözlerimde kalacağı yeri belirleyemeyenler, sizden daha yorgunum. Boşuna geldiklerim, boşuna konuştuklarım, boşuna gittiklerim. O yüzden dolu dolu, o yüzden bağıran yazılar yazmalıyım. Hayatımı boşaltanlar eminim ki başkalarının hayatına dolgu oluyordur. Diş değilim tırnak hiç. Güneş gibi ak olmak bir tek yazdıklarıma şart
|
|
Devamını oku...
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
|
| Sonuçlar 17 - 20 Toplam: 140 |