|
Yazar Zeynep KURİŞ
|
|
Pazartesi, 01 Şubat 2010 |
“Sicim gibi boşalıyorken feza, yurtsuzluğumda efganı yağmurun... “
Sana kan/ıyorum, alaimisema diyorum yüzüne Asterya. Dokunduğun her yer kadim mekanı gözlerimin, işte bu yüzden, senden alabilmek için beni bir daha körelecek bakışlarımdaki muamma... Dalgakıranlar yetiremedi felaketine dingin baharları. Sızlıyor yaram!
-Yaram senden Asterya-
Yıllanmış hüzünler oturuyor şakağıma, bilindik gecelerin kursandığında her yanımız kımıltısız. Sen aşikarısın yalnızlığımın sahici nar’ına... Ölme Asterya! Hissetme ölümün soğuk yüzünü. Senli anlara öykülenip avutuyorken düşlerimi, öksüz bir çocuğu kucaklıyorum sabahı etmek için, içimdeki boşlukta kızıl naraları şafağın, sancıyor yüreğim Asterya,
|
|
Devamını oku...
|
|
Yazar Murat Yanç
|
|
Salı, 09 Şubat 2010 |
|
Fabrika sirenleri dönek vakitlerde çalıyor zılgıtları. Pres altına sıkıştırılmış umutlar, nefes açıcı mitinglerde hüznümü yazıyor. Yürüyorum, ardımda yalnızlıklar... Issız bir sokağın tek gelip geçeni, gürültülü caddelerin sesiz gölgesi gibiyim. Gün geceye dönüyor, ses yok bende yıldızları sayıyorum usulca. Yarasalar uçuşuyor başucumda, uzakta bir baykuş ve düşlerimi parçalayan bir gece kuşu, cırcır böcekleri ile beynimi kanatıyor, gözlerim camların buğusunda içime akıyor.
Anısını yitirmeyen ezgiler dinliyorum, rotasını şaşırmış bir şiire rastlıyor gözlerim, yine sensizliği yazıyorum. Kanayan yarama mecalsiz kalıyor zaman. Hüzün sürecek belli, yıldız yağıyor umudun koynundaki yarınlara. Üşüyor kursağımda biriken sevinçler, bir sen kalıyorsun yüreğimde. Çırılçıplak gökyüzüne vuruluyorum sahipsiz bir gecede.
|
|
Devamını oku...
|
|
Yazar Mehmet Korkmaz
|
|
Cuma, 09 Temmuz 2010 |
|
Yüreğimin yamaçlarından akar mart suyu. Erim erim eridiğim sen suları.Geleceksin bahar kokacak dağlarım… Kiraz güle gül kanaya gözlerim ay kız. Tam zamanı bak çay deminde hava… Gelirsen bitecek özlem alazı.Kanar ellerime hasretin sancısı ışıksız gecelerime aydın…Ay/gülenci hoş geldin...Çayımın tuzu ekmeğimin mayası, güneşimin sarısı…
Tüm kuşları çağırdım kapıya doyurdum aç karınlarını, ay/gülenci hoş gelsin.. Uzun öyküler içindeydin kaç zamandır, başucu kitabımda. Çık gel kitaplardan şiir düşü sözcüklerim… Hoş gelirsin. Gel sevda sızımız yeniden yazılsın. Gel şiir dökeyim saçlarına Oltu taşı karası. .
|
|
Devamını oku...
|
|
Yazar Hevi Zaycı
|
|
Pazartesi, 26 Ocak 2009 |
|
Dün gece seni düşünürken üşüdü ellerim. Dün gece seni düşleyecek kadar cesurdum, (s)aklayacak kadar arsızdım kendime. Mürekkebime sizan acemilik yüzümdün süzülen kirletilmiş zamanlardı.
Rutubet kokan odada acûze bir intihar süsüydün, a'rafta kalmış yalnızlığın imlası bozuk cümlesiydin harf harf eksilen.
Ben'se acemi bir serüvenciydim uzadıkça uzayan çıkmaz yollarda, kendiyle varlaşıp sonsuzluğa göç eden acemi bir serüvenci...
Sen...
Ah sen; ürkek bakışlarında bir masalı kanatacak kadar kirliydin... Siyah çarşaflara bürünüp yüzünün kirli yanlarını (s)aklayacak kadar ustaydın...Sen... Ah sen...
|
|
Devamını oku...
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
|
| Sonuçlar 37 - 40 Toplam: 140 |